Eskiye Özlem…

Dünya gittikçe değişiyor ve insanlar arasında yardımlaşma , dayanışma ve iletişim her geçen gün biraz daha azalıyor.
Hepimiz gün geçtikçe biraz daha kendi kabuğumuza hapsoluyoruz ve yalnızlaşıyoruz.
Teknolojik gelişmeler hepimizin hayatını kolaylaştırırken bazı değerlerimizinde kaybolmasına bozulmasına neden oluyor bu durumdan nasibini en fazla alan kavramlardan biride dostluk. 
Dost insanın her daim yanında görmeyi arzuladığı iyi ve kötü anlarında yanında olmasını beklediği kişi demektir.
Dost paylaşan fedakarlık yapan zor zamanda elimizden tutan mutlu olduğumuzda birlikte sevinendir.
Ama günümüzde insanlar maalesef öylesine yalnızlaştıkı ne dostluklar kaldı nede aile bağları.
Mahalleleri bırakın apartmanlarda komşular birbirini tanımaz hale geldi komşunun derdini sevincini bilmez oldu hani bizler müslümanız ya Efendimiz (SAV) “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” diyor ya müslüman olarak kaçımızın umurumda?
Sözüm ona teknoloji ilerledi yıl olmuş bilmem kaç çağdaş bir toplumuz ya eğitim seviyemiz yükseldi ya bütün bunlar olurken acaba insanlığımızı nerede unuttuk örfümüzü adetlerimizi kültürümüzü nerede bıraktık?
Benim acizane fikrim ve düşüncem teknolojik bir çağda yaşamaktansa bundan 30 -40 yıl öncesinde komşulukların dostlukların daha samimi ve sıcak olduğu aile bağlarının daha güçlü olduğu bir zamanda yaşamayı tercih ederim,akşam olunca evlerin önünde toplanan çekirdek çitleyip çay içen muhabbet dolu samimi ortamların olduğu zamanları geri istiyorum, sanki o dönemler daha mutluyduk.

Reklamlar

Kalabalıklar içinde yalnızlık…

Aslında o kadar yalnızız ki etrafımızda var olduğunu sandığımız inandığımız her şey yalnızca bir illüzyondan ibaret. Zira yaşadığımız çağdaki sosyal ilişkilerin hepsi menfaatler ve beklentiler üzerine kurulmuş durumda ; menfaatin bittiği yerde akrabalık , arkadaşlık , dostluk, evlilik bütün bağlar sabun köpüğü gibi ortadan kayboluyor. 

Varlıklar içindeki yokluk ve boşluklar zamanla sizi kendinizle baş başa kalmaya zorluyor. Zira milyonlarca insanın yaşadığı o renkli şaşalı şehirler adeta yasayan ölülerin dolaştığı devasa mezarlıklara dönmekte.

Sosyologların dediği “insan sosyal bir varlıktır ” tabiri 

Etik ve ruhsal hiç bir değeri olmayan maddi gücün ve paranın esiri olmuş yalnızca kendi egosu için yaşayan ve tek gayesi tüketim olan bir canlı türünü mü kast ediyor. Sosyallik ne verirsem ne alırım hesabımıdır?

Yoksa kendi maddi çıkarlarını kaybetmemek için , yanındaki insana zulüm edilmesine ses çıkarmayıp arkadan zalime alkış tutmak mi?

Sevginin saygının adaletin eşitliğin dürüstlüğün bilginin paylaşımın olmadığı bir toplumda zaten yapayalnız değil miyiz.?

Adil Olmak…

Victor Hugo’nun çok sevdiğim bir sözü var: “İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır” der. 
İyi olmak ya da toplum nazarında iyi kabul edilmek kolaydır muhakkak. Hiçbir risk almayı gerektirmez. Bir iki güleryüz ya da gözyaşı, karşımızdakini takdir etmek ya da popülist davranarak çevremizdekilerin hoşuna gidecek söylem ve eylemlerde bulunmak yeterlidir. Doğru olmak ön şart değildir çoğu zaman çünkü insanların “iyi” kriterleri arasında doğruluk genellikle alt sıralardadır.
Adalet ise en başta “doğru” olmayı gerektirir. Gerektiğinde risk almayı hatta doğruluk adına kötü olmayı göze almaktır. En yakınlarımızın, sevdiklerimizin aleyhine; tanımadığımız yabancı birinin lehine karar verebilmektir kimi zaman… Aşağıdaki ayet tam da bu konuyu vurgulamaktadır.

“Ey iman edenler,adil şahidler olarak,Allah için,hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz,sizi adaletten alıkoymasın.Adaletli olun. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide suresi, 8. Ayet)

Bu ayeti yorumlarken, dikkate alınması gereken çok önemli bir husus olduğu kanaatindeyim. Ayete göre adaletli olmak emirdir. Allah, inanan herkese adaletli olmayı emretmiştir.
Neden bunu vurguluyorum? Tabi ki ayet çok net, adaletin bir emir olduğu da çok açıktır. Ancak bu açıklığı bile göz ardı edecek bir zihniyet içindeyiz. Söz konusu olan kalıplar ve şekiller olduğunda çok katıyız. Ancak konu ahlak olduğunda, benzer bir hassasiyet içinde olmuyoruz. Konu kural ve kalıplar olunca olaylara Allah açısından, konu ahlak olunca kendi açımızdan bakıyoruz. 
Biri bize yalan söylediyse kötüdür. Bizi kandırdıysa kötüdür. Bize karşı kibirlendiyse kötüdür. Bize karşı dürüst olmadıysa kötüdür. Bize haksızlık yaptıysa kötüdür. Bizimle alay ettiyse kötüdür. Ancak bunlar bir başkasına yapıldıysa çok da önemli değildir, hatta bazen gülüp geçilebilir bile.Çünkü herkes olaylara kendi açısından bakar. Bencillik alır başını gider.
İnsanları değerlendirirken ölçümüz onların dürüst ve ahlaklı olmaları mı? Yoksa bize nasıl davrandıkları, sahip oldukları güç, itibar, zenginlik, mevki ya da fiziksel görünümleri mi? Adalet öncelikle temiz ve saf bir niyet üzere olmayı gerektirir. Değerlerin altüst olması, iyiyi kötü, kötüyü iyi olarak görmek ve buna benzer durumların hayatımızda sıkça yaşanması, niyetimizin temiz olmadığını gösterir. Kirli ya da bozuk niyet, hak ve adaletin gerçekleşmesine engel olduğu gibi bizi uzun vadede mutsuzluk, karanlık ve çöküşe sürükleyecektir.
Bilmeden ya da unutarak hatalar yapabiliriz. Mutlak adalet sahibi elbette ki sadece Allah’tır. Ancak yaptığımız hatalar, tamir edilebilir ve sıkça tekrar etmeyen cinsten olacak ki, ahlaki bozukluk temelinde olmasın.

“Haksızlık yapıp tüm insanlarla birlikte olmaktansa, adaletli davranıp tek başına kalmak daha iyidir.” Gandhi

İnsan Olmak…

Yaratılmışlar içinde en mükemmelidir insan,Yüce yaradan “eşref-i mahlûkat” olarak yaratmış,
Yaradılanların en şereflisi, en güzeli, en değerlisidir.
Asli görevlerini yerine getirenler yükselmekte,Fıtratına muhalefet edenlerse aşağılık bir hal almaktadır.
Peki, nedir insanı mükemmel kılan değerler?
Erdemlilik, temiz ahlak, iyi ve güzel düşünce, merhamet duygusu, güvenilir olma, sevmek, saymak, hoş görmek, affetmek, yardım etmek, kederi ve mutluluğu paylaşmak, vefa göstermek, sebat etmek, incitmemek, kırmamak gibi insani değer ve insanın varoluşuna uygun bir yaşam sürmesi için yaşatması, sergilemesi gereken özelliklerdir.
İnsanın erdemlik vasfı olmalı… Nefsini sağlam imanla terbiye etmeli, erdemli ve güzel ahlaklı olmalı …
Güzel ve temiz ahlak bir neslin temeli, insana değer verme manası taşır…İyi ve güzel düşünmeli insan…
Güzel ve iyi düşünenin gördükleri güzel olur..hayatından lezzet almak için güzel düşünmeli…
Düşündüklerini hayata geçirmeli, hayatını anlamlı kılmak için… Merhamet kanatlarını kuşanmalı insan…
Taviz’i merhametten ayıracak kadar feraset sahibi olmalı. Yeryüzündekilere merhametle yaklaşmalı insan ki yarın kendisine Allah tarafından yapılacak merhameti beklemek için..
Güvenilir insan deyince ilk akla gelen Muhammed’ül Emin olan Efendimiz (s.a.v) gelir.
Güven duymak ve güvenilir olmak hayatının bir parçası olmalı insanın. Toplum nezdinden de Allah katında da güzel bir mertebeye ulaşmak için…
Sevgi dolu olmalı insan…
Karşılıksız sevmeli her şeyi… Sevdiği kadardır insan, kendisini sevdiği kadar sevmeli etrafındakilerini, bencillikten uzak, riyasız, pervasız, karşılıksız sevmeli insan… Verecekse almadan vermeli insan, mevkisine, makamına, yaşına, cinsiyetine bakmadan sevmeli insan… Milliyetine, ırkına, diline, rengine bakmadan sevmeli…İnsan olmanın gereği olarak sevmeli, insan olduğu için sevmeli….Yaradılanı yaradandan ötürü sevmeli insan…
İnsan olmak, karşısında gördüğü bedeni değil, taşıdığı ruhu sevmeyi yeğlemeli… Sevdiği kadar sevilmek için….
Hoşgörülü olmalı insan…Vakur olmalı, hatayı yüzüne vurarak değil, usulünce söyleyip uyarmalı… Dost biriktirirken yüreğindekini yansıtmalı bulunduğu ortama,dostluğu sevgiyle yoğururken, hoşgörüyle köprüler kurmalı hayat, İzzet ve onurunu çiğnetmeden gösterdiği hoşgörüyle bahar estirmeli etrafına,tüm çirkinliklere format atmalı insan… Yarınlara umut vaat etmeli hoşgörüsüyle… Güzel bir hayat ve temiz bir yaşam için…
Affetmeyi bilmeli insan, susmayan vicdanının sesini duyurarak affedebilmeli…
Kör gözlerle görmesi, sağırlaşan yüreğiyle duyması, katılaşan kalbini yumuşatarak affedebilmeli insan…
Kem düşünceye direnerek, içinde büyüttüğü şeytanlarıyla savaşarak affetmeli insan…
Ve kim bilir belki de içine kök salmış zeytin dallarını sağa sola uzatarak affetmeli… 
Affetmeli her şeye rağmen… Yardım sever olmalı insan…
İyi niyetin getirisi olan yardımı, yardım etmeyi sevmeli insan…
Yardım etmek için cebindekilerine değil, yüreğindekilere bakarak yapmalı…
Yürekten, kalben yapabilmeli, karşılığı olmayan yardımlar yapmalı karşılıksız sevdiklerine…
Fenalıktan kaçındığı kadar koşmalı yardıma..dertlenebildiği kadar dertlenmeli dertlilerin dertleriyle….
İyilik yapmalı herkese… Balık bilmezse Halik’ın bilmesi için…
Kederi ve mutluluğu paylaşabilmeli insan, paylaşarak kurtulmalı yalnızlığından, dertleriyle dertlenmeli insanların İliklerine kadar işlemeli bunu, hissettirmeli yalnız olmadıklarını, en ümitsiz anlarında belirivermeli yanı başlarında, arasında Okyanuslar, Sınırlar olsa bile, ördüğü duvarları yıkarak köprüler kurmalı insanlara ulaşmak için…
Özgür olmalı insan, bir duruşu olmalı, vakarını güvenle yad etmek için…
 Onuru olmalı insan…
Esarette onursuzca yaşamaktansa, özgürlüğü uğruna ölmek için…
İnsan olmalı insan…
Her şeyden önce olması gereken şeydir insani değerler taşıması..
Ne olacaksa olsun, öncelikle kendisi olmalı insan..
Her sabah yeni sabahları olmalı insanın..
Yeni umutları, yeni dostları olmalı…
Hasılı önce insan olmalı…
İnsanca yaşamak için….

Tek eksiğimiz var oda kendimiz…

“ Kafka “kendimden başka hiçbir eksiğim yok” derken ne demek istemiş ”

Hangi ruh haliyle bunu söylemiş bilmiyorum ama kişisel fikrim kendinden yola çıkarak sosyal bir sorunu işaret etmek istemiş olabilir.
Tabi burada “kendimden” sözcüğünün mecazi ve herkese göre göreceli bir kavram olduğunu düşünüyorum. 
“Hangi kendimiz” sorusu ise daha derin, biraz da felsefeye kayan bir nokta. 

Bizim toplum olarak maalesef kaybettiğimiz bir takım değerler var, olayın acı tarafı bir zamanlar farkında olduğumuz hassasiyeti ve ince düşünceyi kaybettik. Osmanlı zamanında bazı şehirlerde ve İstanbul’un 4 yerinde bulunan sadaka taşı olayın özünü anlamak için iyi bir örnek. ”O zamanlarda fakirler gecenin geç saatlerinde sadaka taşının yanına para almaya gelirlermiş, ihtiyacı olduğu kadarını alıp gerisine el sürmezlermiş, bu taşlara para bırakmak isteyenler de geç saatlerde kimse görmemesi için gayret sarfederek buralara para bırakırlarmış, taşların konumları da buna uygun tenha yerlere konurmuş.” Sizi bilmem ama benim tüylerim diken diken oluyor bu terbiye karşısında, sanki masaldan alıntı güzel bir hikayenin ayrıntısı gibi. Değişen zaman ve buna bağlı birçok etken tabi ki olayın işleyişini değiştirdi, dernekler, vakıflar vb. kurumlar, fakat benim asıl anlatmak istediğim insanların ruhlarındaki körelme ve yabancılaşma. Bu düşüş bu kadar mı keskin olur? Birbirimize olan güvenimizi kaybettik, sokaklar dilenci dolu, ramazan ayı gösteriş yardımlarından geçilmiyo, komşularımıza bile selam vermez olduk. Gelişen ve büyüyen bir toplum kendine yabancılaşırsa sonu nereye gider bilmiyorum.Lakin bildiğim tek şey kendimizi kaybettiğimiz…
Mallarımız arttı, keyfimiz azaldı,daha büyük evlerde kalıyoruz, daha küçük ailelerde yaşıyoruz, konforumuz arttı, zamanımız daraldı,diplomamız bol, sağduyumuz az,uzmanlıklar arttı, sıkıntılar çoğaldı,ilaçlar peynir ekmek gibi, hastalıklar arttı,sorumsuzca para harcıyoruz, mutlu olamıyoruz, az gülüyoruz,az kitap okuyor, çok televizyon izliyoruz, çok konuşuyoruz, az düşünüyoruz,varlığımız artırdık, değerlerimizi yitirdik, para kazanmayı öğrendik, yuva kurmayı beceremedik,hayata yıllar ekledik, yıllara hayat katamadık.aya kadar gidip dönmeyi biliyoruz, uzaya ulaştık, ruh derinliklerine ulaşamıyoruz, havayı temizledik ruhları kirlettik,daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuç alıyoruz,
acele etmeyi öğrendik, sabırlı olmayı asla,tanıdıklar çoğaldı, dostlar eksildi, çabalar arttı, mutluluklar azaldı.
“Dünya barışı” derken, silahlanır olduk!

Hatırlamak o kadar zor değil… İyiliğe, Sevgiye, Adalete olan İnancı, Özümüzü, Bizi biz yapan, insan yapan değerlerimizi… Onlar hiç yok olmadılar ki, sadece biz onları unuttuk, yokmuş gibi davrandık… şimdi yeniden hatırlayabiliriz, öğrendiklerimizle, farkettiklerimizle birlikte yeniden… İnançla… Umutla… Sevgiyle…

“ Başkaları için kendinizi unutun o zaman sizi de hatırlayacaklardır ” TOLSTOY